Wed08202014

Son Güncelleme02:59:51 PM GMT

Hata
  • XML Parsing Error at 2:26. Error 7: mismatched tag

ertasreklamkk

Geri YAŞAM GENEL Peygamber Efendimize yazılan En güzel mektup belirlendi

Peygamber Efendimize yazılan En güzel mektup belirlendi

  • PDF

Nevşehir merkezinde faaliyet gösteren Hafız Şakir Kur’an Kursu’nda, kurs öğrencileri arasında “Rasûlüllah (S.A.V) Efendimize Mektup” konulu yarışma düzenlendi. Düzenlenen yarışmada birinciliği, ilkokul mezunu evli ve iki çocuk annesi Ayşegül Bahçeli aldı. Ayşegül Bahçeli daha önceki aylarda da düzenlenen “Engellilerle Yaşamak, Sevgili Peygamberim ve Öğretmenim” gibi yarışmalarda da yazmış olduğu şiirlerle de sınıf birinciliğini elde etmişti.

Hafız Şakir Kur’an kursu öğretmeni Gülmisali Toprak; “ öğrencimiz Kur’an kursumuzda ezber, yüzüne ve tecvid derslerinde göstermiş olduğu başarıyı bu dalda da gösterdi” dedi.

Kurs öğrencileri arasında düzenlenen “Rasûlüllah (S.A.V) Efendimize Mektup” konulu yarışmasında birinci olan Ayşegül Bahçeli’ye hediyesini kurs öğretmeni Gülmisali Toprak takdim etti.

Hafız Şakir Kur’an kursu öğrencisi Ayşegül Bahçeli, “Sevgiliye Özlem” adlı mektubuna, “ dünyadaki kalemleri, kâğıtları ve dahi bütün mürekkepleri bir araya getirsek senin bir tek ahlakını bile hakkıyla yazabilmemiz mümkün değil” cümlesi ile başladı.

Sonrasında Peygamber Efendimiz’in döneminde yaşasaydı “ ne yapabileceğine” dair düşüncelerini dile getiren Bahçeli, mektubunu okudukça daha fazla hayranlık ve sevgi duyduğunu belirttiği Peygamberimize dünyamızın şu anki durumunu özetleyen bir yazı ile sona erdiriyor.

Sevgiliye özlem adlı mektup

Bana bu satırları yazmayı nasip eden Allah’a hamd olsun. Yoluna canlar feda edilen, uğruna âlemler yaratılan, nur yüzlü, gül kokulu efendimize salatu selam olsun. Gül efendim: Seni bu satırlarla anlatmak mümkün değil. Bütün kalemleri, kâğıtları ve dahi bütün mürekkepleri bir araya getirsek senin bir tek ahlakını bile hakkıyla yazabilmemiz mümkün değil. Efendim canım efendim sizi görmeyi sizin yanınızda olmayı o kadar isterdim ki, fakat nasip değilmiş, Rabbim böyle dilemiş. Düşünüyorum sizin devrinizde yaşasaydım neyiniz olmak isterdim diye. Daha çocukken kırlarda dolaşırken mübarek başınızı gölgeleyen bir bulut mu? Yoksa ne çileler çekerek İslam’ı yayarken, ilk inanan İslam’ı ilk kabul eden, bu uğurda şehit olan Müslüman mı? Belki de Hira Nur dağında vahiy geldikten sonra beni örtün diyerek örtündüğünüz örtünüz mü? Ah ne olurdu bunlardan biri olma şerefine nail olsaydım da yanınızdan hiç ayrılmasaydım. Hiç olmazsa bastığınız topraklardaki ayak iziniz ya da kapınızın eşiği olsaydım. Nur efendim önceleri sizi o kadar çok tanımıyordum. Okudukça, öğrendikçe sizi sevmeye başladım. Sevdim, sevdim sonra size âşık oldum. Bu böyle bir sevgiydi ki, bir annenin evladına olan sevgisinden daha yüce. Bu öyle bir aşktı ki, Leyla’nın Mecnuna olan aşkından daha da öte. Ah nur yüzlü efendim: Taif’te sana atılan taş benim yüzüme gelse, kanlar içinde kalsaydım da sana değmeseydi. Mübarek ayağının altına serilen dikenlere ben bassaydım da ağrılardan yürüyemez olsaydım da senin canın yanmasaydı. Uhud’da mübarek dişin şehit olacağına benim 32 dişim kırılsaydı da yemek yiyemeseydim de sen hiç incinmeseydin. Hz. Vahşi’nin o oku sevgili amcana değil de bana atıp ciğerimi çıkarıp ta çiğneseydi de sen hiç üzülmeseydin. Niye üzdüler ki seni. Ne yapmıştınız ki onlara, ne istediler sizden Efendim. Olamadım Ebu Bekir’in, olamadım sahabenden biri. Olamadım mağara kapısını ağlarla ören örümceğin, Olamadım güvercin yumurtan. Olamadım mağarada seni görebilmek için senelerce hasretle bekleyen bir yılanın, bir kıt mirin olamadım, olamadım Efendim. Bir bilseniz efendim nelerimi vermezdim ki bu şereflerden birine nail olabilmek için. Anamı, Babamı, Malımı, Mülkümü hatta canımı bile. Neyim varsa hepsini yolunuza feda olsun efendim. Seviyorum seni ey kutlu Nebi. Yetimlerin babası, fakirlerin dostu olduğun için vefakâr bir eş, Şefkatli bir baba, Muhammed’ ün Emin olduğun için seviyorum. Namaz kılarken incinmesinler diye secdeyi uzatan bir dede, Ashabın karnına bir taş, sen ise iki taş bağlayan Allah’ın Resulüsün diye seviyorum.

Hayranım efendim güllere hayranım terinizdir diye. Gökteki aya hayranım efendim mübarek yüzünüze benziyor diye. İncilere hayranım efendim mübarek dişinizdir diye. Kıskanıyorum deveniz Kusva’yı hep arkanızda, hep yanınızda oluyor. Kıskanıyorum sahabelerinizi sizinle sohbet edip feyizler alıyor. Bir sahaben bir Bilal’in, bir Mus’abın bir Ömer’in, Osman’ın, bir deveniz bile olamadık efendim. Yanınızda bulunamadık, Bal damlayan sözlerinizden nasip olamadık. Hadisler duyup ezberleyemedik. Kur-an-ı Kerimi sizin hoş tatlı sesinizden dinleyemedik. Mescid de arkanızda namaz kılamadık. Savaşlara katılıp yaralıların yaralarını saramadık, onlara bir bardak su veremedik. Çok muzdaribim efendim çook. İçimiz yanıyor. Sizi öylesine özledim ki anlatamam efendim. Şu an çıkıp gelmenizi o kadar isterdim ki diyorum. Dilim söylüyor, İçim yanıyor, Fakat utanıyorum, Sizi davet etmeye. Her türlü çirkinliklerin yaşandığı, helalin haramın hiç fark etmediği, Faizin tatlı bir baklava gibi yendiği, tesettürün neredeyse kalmadığı, zinanın açıktan açığa kol gezdiği bu devire sizi utanmadan nasıl davet edebilirim ki efendim! Üç kuruşluk dünya menfaatleri için kardeş kardeşi vuruyor. Şan, şöhret, para hep itibar görüyor, ama Allah (c.c.) korkusu, sizin sevginiz, size olan özlem, aşkınızla yanan gönüllerde gün geçtikçe büyüyor. Gelin artık efendim. Kuruyan çöller göle dönsün, yeşeren yapraklar güle dönsün. Her şey size hasret, her şey size âşık. Zerreden kürreye, habbeden kubbeye her şey efendim. Kâinatın hiç solmayan gülüne sonsuz salât ve selam olsun. Ahirette cemalini görmek ve şefaatinizi almak dileğiyle; ALA RASÜLÜNA SALÂVAT.

peygamberimize_yazlan_mektup

AddThis Social Bookmark Button

blog comments powered by Disqus